Hayatı Muhayyel Roman mı?
Bir sabah, Kayseri’de bir kafenin köşesinde oturuyordum. Dışarıda kar yağıyordu, beyaz bir örtü her yeri sarhoş etmişti. Duvarda bir yazı vardı: “Hayat bir roman değil, ama o romanı yazan sen olabilirsin.” O an, bu yazının kafamda yankılandığını hissettim. Gerçekten de hayat bir roman mıydı? Yoksa sadece bizim onu öyle sanmamız mıydı? O gün bu soruyu takıntı haline getirdim. Bir roman gibi başlayıp, bir roman gibi biten bir hayat var mı? Ya da biz hayalini kurduğumuz o romanı, gerçek dünyada yaşamaya çalışarak kendimize mi zorluyoruz?
Bir An, Bir Karar
Geçen hafta sonu, bir arkadaşım beni aradı. “Yarın, eski bir arkadaşımı gördüm, seninle tanıştırmak istiyorum,” dedi. O an içimden bir şeyler kıpırdadı. Bir anda, sanki yıllardır aradığım bir şeyin kapısını aralayacakmışım gibi hissettim. Bu kadar basit bir davet, bana bir romanın ilk sayfası gibi geldi. Düşünsene, tanımadığın bir insan, ama bir şekilde hayatının parçası olacak biri. Sanki o an, bir kurguya adım atıyormuşum gibi hissettim. “Evet,” dedim, tereddüt etmeden. Ama bir yandan da bir korku vardı içimde. Ya her şey boş bir hayalden ibaretse? Ya hiç başlamaması gereken bir hikâyeye adım atıyorsam?
O akşam buluştuk. Havanın serinliğine aldırmadan, bir çay içmeye karar verdik. Yavaşça konuşmalar başladı. Adı Elif’ti. Tam düşündüğüm gibi biriydi. Sözlerini özenle seçiyor, her cümlesinde bir anlam arıyordum. Ama sonra, bir an bir şey fark ettim: Benim içimdeki bu heyecan, bir romanın büyüsünden daha fazlasıydı. Gerçekten de aradığım şey buydu. İki insan, göz göze geldiğinde, hayatlarının ne kadar değişebileceğini fark edebilir mi? Benim cevabım, evet. O an bir şey çözüldü içimde.
Hayal Kırıklığı ve Gerçeklik
Elif’le birkaç kez daha buluştuk. Ancak bir süre sonra, işler beklediğim gibi gitmemeye başladı. Hiçbir şeyin, beklediğimiz hızda ilerlemediğini fark ettim. Onun hayatında da başka öncelikler vardı. Bunu anlamak, biraz hayal kırıklığına uğramama yol açtı. Bir romanın içine girdiğimizi düşündüğüm an, bu kadar geçmeyen, yavaş ilerleyen bir hikâye gibi geldi. Tıpkı, her şeyin bir anlık heyecanla başlamasına rağmen, gün geçtikçe yavaşlayan bir tempo gibi. O günlerde, bir romanın içindeki karakterlerin duygularının ne kadar gerçek olduğunu sorgulamaya başladım.
Hayat, sanırım bir roman gibi değil. Ya da belki de benim beklediğim o ideal roman, gerçekte yoktu. Bir insanın hayatını değiştirecek kadar anlamlı bir an var mıydı? Yoksa biz mi sürekli bir şeyler arıyoruz? Belki de romanlarda her şey çok hızlı ve çok güzel gelişiyordu. Ama gerçek hayatta işler bazen karmaşıklaşıyor ve beklediğinden çok daha fazla zaman alıyor. O zaman, hayatı roman gibi yaşamak hayal mi? Hızla değişen duygular, hızlı ilerleyen olaylar ve beklenmedik sonlar? Gerçekten de, insanın hayal ettiği romanı yaşayabilmesi için, sabırlı olması gerekmiyor mu?
Geriye Dönüp Bakmak
Bir süre sonra, Elif’le mesafemiz daha da açıldı. Ama bu mesafe, aslında hayatımı bir şekilde yönlendirdi. Bu kadar hayal kırıklığına uğramama rağmen, bir şeyler değişmişti içimde. Hayatımda o kadar fazla beklentiyle yaşıyordum ki, her şeyin birdenbire mükemmel olmasını bekliyordum. Elif’le yaşadığım o kısa ama anlamlı deneyim, bana hayatın hızla değişmediğini gösterdi. Bazen bir ilişkide ilerleme görmek, sabır ve zaman gerektiriyor. Bir romanın her sayfasını aceleyle çeviremezsiniz. Eğer o kitabı doğru şekilde okumak istiyorsanız, her sayfanın tadını çıkararak gitmelisiniz.
O an, hayatın roman gibi bir şey olmadığını fark ettim. Ama belki de biz, içinde kaybolarak yaşamayı seviyoruz. Hayal kırıklıklarının ardından gelen sabır, beklemek, doğru zamanı bulmak… Belki hayat bir roman değildir ama biz onu öyle yaşamayı tercih ediyoruz. Her anını bir hikâye gibi yaşamak, her adımını bir anlam taşıyan kelime gibi görmek… Bu belki de hayatın en güzel yönüydü. Hiçbir şeyin, hızlıca ilerlemesine gerek yok. Beklemek, düşündüğün kadar korkutucu değildir. Yavaşça ilerlemek ve anın içinde kaybolmak, en sonunda doğru anlamı bulmanı sağlar.
Gelecek: Yeni Bir Sayfa
O günden sonra, hayatıma biraz daha sakin bakmaya başladım. Hayatımı roman gibi yaşamak bir yana, her anı bir deneyim olarak kabul ettim. Her gün yeni bir sayfa, yeni bir kelime… Bu düşünce beni rahatlatmaya başladı. Artık hayallerime, bu kadar hızlı bir şekilde ulaşmak zorunda olmadığımı biliyorum. Belki de hayatın yazarı ben değilim. Belki de başkaları bir sayfa ekler, başka bir karakter girer ve hep birlikte yeni bir hikâye oluştururuz.
Hayatı bir roman gibi yaşamamak, ama bir roman gibi yaşamak… Belki de bu, aslında doğru olanı. Şimdi, her yeni gün, her yeni insan, her yeni adım bir anlam taşıyor. O anları romanın sayfalarına kazandırmak belki de en güzel kısmı. Bu kadar uzun süredir hayatı tek bir roman gibi yaşamak istiyordum ama belki de tüm hikâyemiz, başkalarının yazdığı küçük cümlelerle şekilleniyor. Ve ben, bu cümlelere her gün bir harf ekleyerek yazıyorum.