Kur’an’da Üstün Ne Demek? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden İnceleme
İstanbul gibi büyük, hareketli bir şehirde yaşarken, her gün sokakta karşılaştığım insan çeşitliliği ve farklı yaşam tarzları, toplumsal cinsiyet ve sosyal adalet konularındaki duyarlılığımı her geçen gün artırıyor. Çalıştığım sivil toplum kuruluşunda da bu konuları sıkça gündeme alıyoruz. Kur’an’da “üstünlük” kavramı, bu çerçevede üzerine düşündüğüm ve toplumsal hayatla bağlantısını sürekli olarak sorguladığım bir konu. Bu yazıda, Kur’an’daki üstünlük anlayışını toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden ele alacağım ve günlük hayattaki gözlemlerimle nasıl şekillendiğini tartışacağım.
Kur’an’da Üstünlük Anlayışı
Kur’an’da üstünlük, yalnızca fiziksel güç, zenginlik ya da sosyal statü ile tanımlanmaz. Aksine, üstünlük, insanın içsel değerleri, ahlaki davranışları ve Allah’a olan bağlılığı ile ilişkilendirilir. Bakara Suresi’nin 21-22. ayetlerinde, “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan Rabbinize kulluk edin.” denir. Burada, insanların hepsi eşit bir şekilde yaratılmıştır ve üstünlük yalnızca Allah’a yakınlıkla ölçülür. Ayrıca, 49. Surenin 13. ayetinde de, “Ey insanlar! Şüphesiz, sizin en üstün olanınız, Allah katında en takvalı olanınızdır.” denir. Bu, üstünlüğün dinî ve manevi değerlere dayandığını net bir şekilde gösterir.
Peki, bu anlayış toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi modern kavramlarla nasıl örtüşüyor? Hadi, bunları daha yakından inceleyelim.
Toplumsal Cinsiyet ve Üstünlük
İstanbul’da yaşarken, toplumsal cinsiyetin nasıl bir ayrım yarattığını her gün gözlemliyorum. Kadınların sokakta yürürken, işe giderken veya bir kafe de otururken genellikle karşılaştıkları gözlemler, rahatsız edici yorumlar ve bazen şiddet, toplumda derin kökleri olan eşitsizliğin bir yansımasıdır. Kur’an’da kadının üstünlük veya değeri, kesinlikle fiziksel varlığı ya da cinsiyeti ile değil, kalbi ve ameli ile ölçülür. Kadın ve erkeğin yaratılışları farklı olsa da, ahlaki ve manevi üstünlükleri eşittir.
Örneğin, bir sabah toplu taşımada, kadınların erkeklerden önce oturması için kendilerine ayrılmış yerlerin olmadığı bir otobüste, bir kadının, işte böyle bir ortamda “üstünlük” ve eşitlik hakkını talep etmesi, bana göre Kur’an’daki “en takvalı olanınız üstünüzdür” ilkesinin gerçek bir yansımasıdır. Kadınların toplumda, işe gidişlerinden evdeki rollerine kadar birçok farklı alanda erkeklerle eşit şekilde yer bulmaları gerektiği, Kur’an’ın adalet perspektifinden bakıldığında çok açık bir şekilde ifade edilmiştir. Kadınların eşit haklara sahip olmasının temeli de bu anlayışa dayanır.
Çeşitlilik ve Üstünlük
İstanbul’daki çeşitlilik, başka hiçbir şehirde bu kadar net bir şekilde gözlemlenemez. Burada, farklı kültürlerden, inançlardan, ırklardan gelen insanlarla her gün karşılaşıyorum. Kur’an, insanları farklı dil ve renklerde yaratmıştır, ancak bu farklılıkları üstünlük olarak görmemek gerektiğini öğretir. 49. Surenin 13. ayetinde, “Sizler ancak birbirinizi tanımanız için yaratıldınız.” denir. İnsanlar arasındaki bu çeşitlilik, üstünlük değil, zenginliktir.
Bir gün metrobüste, arka sıralarda bir grup genç, etnik kökenleri nedeniyle birbirlerine saygısızca laf atıyordu. Yine aynı gün, bir başka noktada, çeşitli etnik kökenlerden gelen insanlarla kurduğum sohbetlerde, daha derin bir anlayış ve anlayışla birbirimize yaklaşmayı öğrendim. Buradaki “üstünlük” meselesi, aslında sadece bizi “farklı” kılan değil, bu farklılıkları kucaklayarak, adaletli bir toplum inşa etmeye çalışan bir anlayışı gerektiriyor. Kudüs’teki Filistinli bir arkadaşım, sürekli olarak “farklı olmak demek üstün olmak demek değildir,” derdi. Bu bakış açısı, Kur’an’ın toplumsal çeşitlilik anlayışını pekiştiriyor.
Sosyal Adalet ve Üstünlük
Kur’an, sosyal adaletin temellerini çok sağlam atar. İnsanın değerini maddi durumuyla değil, toplumda başkalarına sağladığı adaletle ölçer. Zenginlik, statü ya da güç, sosyal adaletin ve toplumun gerçek refahının ölçütü olamaz. Sosyal adaletin bir gereği olarak, her bireyin haklarına saygı gösterilmesi gerektiği Kur’an’da vurgulanır.
Örneğin, bir sokak konserinde veya sosyal etkinliklerde, birçok kişinin giyimiyle veya duruşuyla toplumda farklı sosyal sınıflardan gelmesine rağmen, bazen bu farklar “üstünlük” olarak algılanabiliyor. Oysa Kur’an’ın perspektifinden bakıldığında, bir kişinin toplumda saygınlığı, giydiği kıyafet veya sahip olduğu materyallerle değil, adaletli davranmasıyla, empati kurmasıyla ölçülür. Bir işyerinde, bazen kendini daha güçlü hisseden bazı çalışanlar, alt sınıftan birini küçümseyebilir. Ancak, Kur’an’daki üstünlük anlayışı, yalnızca Allah’a ve insanlara karşı saygılı olanı, kendini diğerlerinden üstün görmeyenleri ödüllendirir.
Sonuç: Kur’an’daki Üstünlük ve Modern Hayat
Kur’an’da üstünlük, toplumda adaletin, eşitliğin ve saygının temelini oluşturan bir kavramdır. Toplumsal cinsiyet eşitliği, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi konularda, Kur’an’ın öğretileri çok net bir şekilde birleştirici, ayrımcılığa karşı çıkan bir tutum sergiler. Bugün, sokakta, işyerinde veya toplu taşımada gözlemlediğimiz insan hakları ihlalleri ve toplumsal eşitsizlikler, Kur’an’daki üstünlük anlayışıyla ne kadar çelişiyor! Öyleyse, Kur’an’da üstün ne demek sorusuna verebileceğimiz en net cevap, “her insanın Allah katında değerli olduğu” ve “gerçek üstünlüğün takva ve adaletle ölçülmesidir.”